29.08.2011 Pazartesi, 6. Gün 

Fira, Santorini...ve istikamet Girit

Doğal olarak sabah kalkmakta zorlandık. Bugün planımız, İa ile yarışacak güzellikte, Santorini’nin orta yerindeki Fira ve doğusundaki Kamari Plajı.

Dünden kalan Bluestar hatırası akşam aldığım ağrı kesici sayesinde hemen hemen geçmiş ama dikkatli olmalıyım. Sabah otelde kahvaltı almadan 08:30 gibi Poppy’ye teşekkür edip, ödememizi yapıp ayrılıyoruz. Sabahtan Kamari’yi, öğleden sonra da Fira’yı gezme planı yapmıştık. Otobüsü beklerken sabah serinliğinde Fira’yı gezmek öğleden sonra Kamari’ye gitmek şeklinde fikir değiştiriyoruz. Fakat otobüs saatlerine bu doğrultuda bakmadığımızdan yine orjinal plana dönüyoruz. Yörenin deyimi ile “yerel otobüsler” bizim okul servisi otobüsleri gibi. Kişi başı 1,60 €. Otobüs Kamari‘ye giderken havaaalanına da uğruyor. Kamari’de birbirinin peşi sıra iki durak var. Biri Kamari köyü köyü diye geçiyor, diğeri de plajı. Köyünde görülecek bir şey olmadığından biz plajında iniyoruz. İlk iş, dönüşte kullanacağımız otobüs saatlerine bakıyoruz.

Kahvaltı yapılacak, aynı zamanda ücretsiz internet bağlantısı sağlayan, Navy’s adlı denize sıfır bir kafeyi seçiyoruz. Kahvaltı ardından denize girme fikrimiz var, ancak defterime not alamadığım gezi gözlemlerimi yazmak suretiyle kahvaltı keyfini uzatmak daha cazip geliyor. Aldığımız “continental” kahvaltı 3 dilim ekmek, 2 paket tereyağı, 2 paket marmelat, 1 çikolatalı krosan, portakal suyu ve çay veya kahveden oluşuyor.

 

Saat 11:00 civarı Fira’ya giden otobüse biniyoruz. Bu merkezler arası seyahatler çok kısa; 15-20 dakikada varmış oluyorsunuz.

Dönüşte yine Fira’dan otobüse binerek limana inmemiz gerektiğinden duraktan saatleri kontrol etmeli: kalabalık ve sair zorluklarla karşılaşmamak amacıyla Bahadır 17.45’teki Girit feribotu için 16.15 otobüsüne binmemizi salık veriyor.

Fira'nın göz kamaştıran Ege güneşi eşliğinde aheste ve uzunca bir tur atıyoruz. Yüksek tepelerde kurulması sebebi ile hem manzarası açık hem her ev alabildiğine güneşle yıkanıyor.

 

Fira da Oia gibi çok sevimli, mini mini ama çok göz alıcı mavi-beyaz, tepelerde bir yerleşim. Her detaydan keyif akıyor...

 

Uçurumun kenarında kurulmuş bu kasabayı izlerken depremin pençesinde bir ülkenin evlatları olarak aklımıza geldikçe, buranın da kaderi olduğunu hatırlayıp, içimiz ürperiyor. Aniden kayıverecek gibi. Üstelik aktif volkan da tam karşı komşusu. Ancak manzaranın büyüsüne kapılıp tüm bunları bir süre sonra unutuyorsunuz.

 

Öğlen yemeği çarşının esas sokağının bir paralelinde yine çarşı içinde biraz mütevazı bir Stani Tavern’de (http://www.youtube.com/watch?v=PKv-hlQKijU  ) (http://www.stani.gr/) . Bu sokakta gözümüze çarpan restoranlar genelde bir kapıdan geçilip merdiven çıkılarak erişilen teras katlarda. Restoran çok gösterişli değil ama ferah ve yemekleri çok lezzetli. İnanılmaz doyurucu. Lezzet, porsiyon ve fiyat açısından bizden tam puan aldı.

 

Vakit yaklaşınca otobüsün hareket edeceği ana durağa doğru indik. İyi ki de indik; bir süre sonra anlaşılmaz bir izdiham oldu ve bir güruh öbek halinde nereye gittiğini zar zor öğrendiğimiz otobüsün ön kapısı önünde öbek oluşturdu. Muavin ön kapı önünde örümcek ağı misali kontrolsüz geçişlerin önüne geçmeye çalışarak bir yandan parasını uzatana bilet kesip içeri girişlere izin veriyor. Bahadır’ın uzattığı parayı ısrarla almayıp sürekli başka yerden para alması, ancak adamın birisine “ bayanlar önden “ demesi ile dikkatimi çekince, bir hışımla kocamın elindeki parayı kapıp, elinden tutup adama parayı uzatarak ve bir bayan olarak diğerlerinin yaptığını yapıp “öncelik hakkımı” kullanmamla otobüse binebildik! Komik ama gerçekJ

Saat 17.45’te kalkacak olan katamaranımız “güzel” bir rötarla 18.30’da kalkabildi. Dün İa’da dolaşırken aldığımız biletlerimizi istediğimiz güne ucuz sınıfta bulamadığımızdan “business” sınıftan almak zorunda kaldık. Kendimizi tek zannederken bir de baktık ki pek çok insan bu sınıfta yolculuk ediyor. Tek farkı üst katta olması ve otobüs sırası gibi ikili ve birbirine bakan dörtlü koltuklarda seyahat edilebiliyor olması.

Girit limanına saat 20.30 gibi indik. Pek kadim dostumuz GPS bize otelin yerini avucumuzun içi gibi gösterdi. 2 yıldızlı Montebello Otel. Limana da merkeze de çok yakın. Garip bir şekilde, mahalle içinde olmasına rağmen araba ve motorsiklet gürültüsü ve köpek havlaması hiç bitmeyen bir mahalle. Birinci katta olduğumuzdan otelin misafir gürültüsü ise standart. Öğlen yemeğini hazmedemediğimizden mi yoksa yorgunluktan mı bilinmez akşam yemeği için çıkmak istemedik. Güzel bir banyo ve sağlam bir uyku her şeyden daha iyi gelecekti.