03.09.2011 Cumartesi, 11. Gün 

Molivos, Mitilini ...Ayvalik'a geçiş...Istanbul'a dönüş

Molivos’tan Mitilini’ye saat 09:00’da ve 11:00’de otobüs var. Ama planladığımız gibi erken kalkamadığımızdan 1100 otobüsüne bineceğiz.

Marmelat, tereyağı, kaşar, yumurta ve çaydan oluşan açıkbüfe kahvaltıdan sonra 09.30’da fotoğraf çekmek için dün tırmanamadığımız bu sempatik kasabanın tek model evlerinin sarmalandığı samimi sokaklarını dolaşacağız.

 

Kurulduğundan bu yana dikkat çeken bir yerleşim olmuş Molivos, eski adı ile Mithimna. Özellikle 19. yy’dan sonra da ticari faaliyetlerinin artması ile zengin bir sınıf oluşmuş.

 

Sokaklarda yürürken sık sık adı sanı bilinmez, kimlikleri adeta silindiği veya bastırıldığı belli edilen Osmanlı çeşmeleri görüyoruz. Çarşı içinde minaresi 2 metreden kesilmiş ve başka bir amaçla kullanılmakta olan kare biçimli bir cami de bizi üzenlerden. En tepede, antik zamanın akropolünün üzerine inşa edilmiş bir ortaçağ kalesi ve adalılar için çok çok önemli bir Taksiarhis Bazilikası var. Ancak zamanımızın yetersizliğinden buralara kadar çıkamıyoruz. Aslında 5 dakika otobüs yolculuğu mesafesinde Petra adlı plajları ile meşhur bir yöre daha var, gezilesi bir yer. Kısmet artık, göremedik ama o kadar güzel şey gördük ki açıkçası çok dert etmedik.

 

10:00’da otele geri döndük.  Eşyalarımızı alıp çıkış yapacağız. Bizi dün karşılayan bayan yine resepsiyonda.

 “Hazır mısınız? ” diye soruyor.
“Maalesef, ama gitmek lazım”
“Çok kısa kaldınız”
“Evet, ama sevdik”

Sonraki 20 dakika boyunca orada bekleyen turistlerin şaşkın bakışları altında 40 yıllık dost gibi muhabbeti koyultup birbrimize na kadar benzediğimizi anlatıyoruz, yine birbirimie. O, ağırladığı  Türk misafirleri ve ilişkilerini anlatıyor, biz de kendimizi ne kadar “evimizde” hissettiğimizi anlatıyoruz. Okuduğu Livaneli, Orhan Pamuk kitaplarından, gittiği Orhan Pamuk söyleşisini, Türkiye’de gittiği yerleri, birgünlüğüne de olsa AyvalıK’a geçmenin verdiği hazzı ( her ne kadar alışveriş işçin de olsa) , İstanbul’a toplanıp gittiklerini, Ayvalık’tan otobüs kiralayıp tur yaptıklarını anlatıyor. Elimize kartvizitini uzatıp “kartta adım yazıyor, yine bekliyorum, bu çok kısa oldu” diyor.

Durakta 5 dakika kadar otobüsü bekledik. 11:00’de kalkan otobüsümüz bizi Mitilini’ye 13:00’te getirdi. Ayvalık biletini aldığımız acenteden temin ettiğimiz, her Türk turistin elinde görebileceğiniz, Lesvos rehber kitapçığının verdiği tarifle pek gezemediğimizden Bahadır yine GPS’ten bakarak dolaştırıyor bizi.

Mitilini’de de kaderine bırakılmış kültürel mirasımızın acınası durumları yürek  sızlatıyor: en önemlisi Yeni Camii. 1825 yılında Midilli'nin büyük nazırı Mustafa Ağa Kulaksız tarafından inşa ettirilmiş. Bu tür yapılar için pek de eski sayılmayacak bir yaş ancak durum ortada...çatı tavan kalmamış, sütunlar zor ayakta duruyor. Otlar bürümüş bahçesi demir parmaklıklar ardında maphus kalmış sahipsiz bir “ihtiyara” yarenlik ediyor.

Yeni Camii

 

Aktarma noktası niteliğinde, pek turistik olmayan bir kent. Fazla görsel niteliği yok ancak öyle bir kaygısı da yok, gelen ziyaretçilerini 1-2 saat mesafedeki –hem görsel hem rahatlık olarak- daha cazip küçük kasabalara paslayan bir ara durak gibi. Gezdiğimiz diğer adalarla hiç bir paralleliği yok.

Mitilini'de Agios Therapontas kilisesi. Kırmızı taşları Sarmısaklı'dan getirtilerek yaptırılmış. Cumartesi günü öğleden az önce çarşı Cumartesi öğleden sonra kapanan çarşıda in-cin top oynarken

 

Ancak, elimdeki yerel Lesvos rehberinden lirik şiirin bu adada doğduğunu öğreniyorum. Ayrıca bütün kaynaklar,

“ilham perileri bana
Altın değil de
Gerçek zenginliği verdiler:
Ölünce unutulmayacağım”

Diye yazan antik dünyanın ünlü kadın şairi Sappho’nun bu adada Eresos’ta M.Ö. 7. Yy’da doğduğunu yazar.

Saat 18:00’de hareket edecek Jale teknesine binmeden evvel pasaport kontrolü için 17:30’da gümrükte olmamız istendi. Kısa bir kuyruk bekleyerek geçtik. Tabii ki Türk nüfus geçmekte olduğundan 15 dakika rötarla kalktık. Daha bir gün önce Atina’dan Midilli’ye gelmekte olan feribotu saniye farkı ile kaçırıp el sallayarak durdurmak isteyen kadını almayan cruise gemisi geldi aklımıza. Tekneye iki de otomobil alıyoruz. Gecikmede pay sahibi ikisi de.

 

Bu tatil boyunca attığımız zarların en sonuncusu bayram dönüşü Ayvalık’tan İstanbul’a otobüs bileti bulmak konusunda olacaktı. Zira bayramın bittiği haftasonuna denk gelen tatil dönüşümüz için – hangi gün ve Sakız üzerinden Çeşme’den mi yoksa Midilli üzerinden Ayvalık’tan mı döneceğimiz belirsiz olduğundan – otobüs bileti almamıştık.

Bir adadan diğerine aktarmalarımız için aldığımız biletlerde de hep zar atmıştık aslında, şansa. Yer bulamayabilirdik. O yüzden bir adaya iner inmez ilk yaptığımız iş bir sonraki adanın biletini almak oluyordu. Ayvalık ‘ta iskeleye yaklaşırken bilet bulamama ihtimalini düşünmemeye çalışarak öyle olması halinde gereği o vakit düşünülecek şekilde kaçıyorduk bu fikirden.

Pasaport kontrolden sonra kendimizi 100 adım mesafedeki otogara attık. Tahmin edileceği üzere büyük firmalarda hiç bilet yok. Artık İstanbul’dan vazgeçtik, Sakarya, Sapanca, İzmit, Yalova, Bursa’ya koltuk olup olmadığını falan soruyoruz. Bir noktada artık “yer var mı” diye sorar olmuştuk. Aldığımız cevap nereye oluyordu. Sanki bir yere satabileceği koltuk varmış gibi. Adını bile duymadığımız firmalara da bakmaya başladık. Her- yer- dolu.

Sonra gözümüze Efe Tur ilişti. Girdik ve sorduk; bu akşam İstanbul’a bilet, 2 kişi?  Yonca Turizm ek sefer koymuş; 23.30’da kalkacak otobüste 2 adet yanyana koltuk bulduk. Henüz kalkışa 3 saat vardı. İndiğimiz iskelenin hemen yanında  Liman Kafe veRestoran’a girdik, yerleştik, yedik ve bekledik.

Otobüsün hareket saati geldi, yazıhaneye gittik. Bizi topladılar ve otobüslerin kalkış meydanına götürdüler. Önünde Yonca Turizm yazan bir otobüs arıyor gözlerimiz. Hangisi diye soruyoruz. Meğer önünde durduğumuz, bir şehiriçi personel servis otobüsüymüş. Tedirgin binsek de çok takdir edilesi bir şöförle gittiğimizi belirtmem lazım. Son derece dikkatli, kurallara uygun ve emniyetli bir sürüş tecrübe ettik. Tabii yaşanmışlıklar yaratıyor bu önyargıları. 

Bayram dönüşü bir felaket olan Yalova Topçular feribot iskelesinde sabaha karşı sadece 1 saat beklemek sureti ile son derece kabul edilebilir ölçülerde evimize dönebilmiştik. Attığımız bu zar da düşeş gelmişti.