02.09.2011 Cuma, 10. Gün 

Molivos, Midilli Adasi

Midilli Adası’na Lesvos diyorlar , Yunanca’da ve İngilizce’de. Midilli herhalde bizim dilimize Mitilini liman şehrinden kaldı.

Bir önceki (Girit-Atina) seferine kıyasla, geceyi uçak tipi koltuklarımızda (her ne kadar geriye yatıramadıysak da ) rahat atlattık. Şimdiye kadar bindiğimiz gemiler içerisinde en eski durumdaki buydu. Eminim Bluestar gibi bir gemide bu sınıfta koltuklarda geceleme çok daha farklı olabilirdi.

Uçak tipi koltukların olduğu salona özel tuvalet var, daha geniş ve kullanıcısı az olduğundan biraz da erken uyanınca kıyafetimi değiştirebilecek kadar rahat davranabildim. Akşam çıkarttığım lenslerimi yeniden takabildim. Uyandığımızda yine gördük ki pek çok yolcu yere serdiği yaygılarda ya da uyku tulumlarında pek rahat uyumuşlar. Cevval Yunanlılar uyanmadan toplanıyorlar, zira bir tanesi onları kelimenin tam anlamı ile kışkışlamıştı.

Sabah 7.00-7.30 gibi Midilli Adası’nın Mitilini Limanı'na yaklaşıyoruz. Ve anons duyuluyor, “  Uyanın sayın yolcular,  yataklı kabinlerde kalanlar anahtarlarını vermeyi unutmasınlar”. Kısa süre sonra biz de güverteye çıkıyoruz. Mitilini limanının karşısında güne daha farklı bir günaydın diyoruz. Güneşin en taze hali ile üzerine doğduğu ülkeme karşı kıyıdan aydınlık bir gün diliyoruz. Limanın sükunet içindeki halini fotoğraflıyorum.

Limandan çıkarken çok daha ilerideki otogardan adanın diğer uçlarına yolcu taşıyan otobüslerin hareket saatlerini astıkları bir pano gözümüze ilişiyor. Limana erken vakitte geldiğimizden Molyvos’a gidecek otobüsün kalkmasına daha var (09:00).

Bu adada bir gece kalacağız. Merkeze doğru yürüyoruz; amaç Molyvos’a gitmek üzere otogarı bulmak. Nereden kalktığını Bahadır’ın ön araştırmaları sayesinde kabaca biliyoruz. Bir yandan kahvaltı mekanı ve ertesi gün Ayvalık’a dönüş için bilet alabileceğimiz bir acente arıyoruz. Acentelerden birisi akşam 19:00 diyor. Diğeri 18:00’de var ama talep yetersiz olursa kalkmaz diyor. İlerlerken Efe Tur levhası görüyoruz-Jale teknesi için bilet satıyor; ertesi gün için 18:00 kesin hareket biletlerimizi alıyoruz. Sonra otogarın yerini kendi gözlerimizle görüp ( kabaca yeri bilmemize rağmen deniz tarafındaki park etmiş otobüsleri görünce yanlış yere yönlendiğimizden Üsküdar harem otogarının 1/5’i büyüklüğünde sokak arasında kalan alanı bulmak tahminimizden uzun sürdü) otogardan bizi Molivos’a götürecek otobüs için de biletlerimizi alıyoruz. Ardından kahvaltı için bir kafe arayışımız başlıyor. Buraya yürürken önünden geçtiğimiz kafelerin pek çoğu henüz açılmamıştı. Açılmışlardır umudu ile aynı yolu geri yürüyoruz. Yunanlıların kahvaltı anlayışları kahve veya Frappe ile kahvaltı yapmak olduğundan genelde sadece kahve veren yerler açıktı. İlginçtir, vitrininde kol böreği ve lokma tatlısı gördüğüm Anadolu bakkalı görüntülü bir dükkanda takılıyoruz. Dükkanın önü, yanı sıra dizili diğer mekanlar gibi kendi masa ve sandalyeleri ile dolu. Tek tük gruplar oturmakta. Garson kıza iki porsiyon börek ve 2 çay siparişi veriyoruz. Nedense anlaşamıyoruz. İçeriye girince iri bir adama bizi işaret edip bir şeyler anlatıyor. Adam geliyor, iki börek istediğimi söylüyorum. Nereden olduğumuzu soruyor. Türkiye deyince Türkçe konuşmaya başlıyor; oldukça bozuk bir Türkçe. Siz de mi, diye şaşkınlıkla sorduğum soruma cevap vermiyor, ya gerçekten turistik düzeyde Türkçe bilip anlamadığından ya da anlamak istemediğinden. İstediklerimizi yiyip, 9 € hesabımızı ödedikten sonra kalkarken “güle güle” diyor.

Biletimizi alırken bomboş olan otogarda şimdi otobüsten geçilmiyor. Güç bela hangi otobüse bineceğimizi öğrendikten sonra gemilerde olmayan koltuk numarası uygulamasının otobüslerde olmasına şaşırıyoruz. Erken 1990’lardan kalma bir otobüsün, tavanın sonradan modifiye edilmesi ile eklenmiş ve pencereler boyunca elektrik süpürgesi gibi soğuk hava üfleyen kliması eşliğinde 1 saat 45 dakikalık bir yolculuk ardından Molivos’a vardık. 

Molivos için ayarlanmış yahut araştırmış olduğumuz bir otel yok elimizde. Merkeze doğru yürürken denize doğru yönelen sokaktan sapıyoruz.

Özenle örülmüş dantel gibi, her evi aynı malzeme ile dekore edilmiş doğal örtüsü zeytin ağaçları ile bezeli bir Ege kasabası diyebileceğimiz, sevimli bir ada köşesi. Otobüste son durakta inip otele kadar yürüdüğümüz beş dakikalık mesafede algıladıklarım, küçücük bir ana cadde, trafik yok, hava temiz, ferah.

 

Tepelere çıkmaya niyetimiz yok. Düzayak bu sokakta dış duvarları taştan iki katlı yemyeşil bakımlı bahçeler içinde villa tipi oteller var. Bunlardan eve benzeyen birisini geçiyoruz; bitişiğindeki Amfitriti Otel‘de karar kılıyoruz.

 

Resepsiyonda hoş, şık giyimli güleryüzlü bir bayan karşılıyor. Bir gecelik oda deyince biraz düşünüyor Bir kağıda bakıyor; içerideki bir odaya seslenip gelmesi beklenen bir tur ile ilgili bilgi alıyor. Nihayetinde verebileceklerine karar veriyorlar ve küçük bir pazarlıkla deniz manzaralı güzel bir odayı kahvaltı dahil 70 €’ya tutuyoruz. Beklediğimiz fiyattan biraz yüksek gelse de ardı ardına 2 geceyi gemide oturarak geçiren Bahadır bünyesi 5-10 € için pek dolaşmak istemediği gibi kendisini bir an önce deniz kıyısına atmak istiyor.

Giriş için pasaportlarımızı veriyoruz. Üzerimizi değiştirip hemen plaja iniyoruz. Plaj ve deniz arası toplam 3 metre kadar. O kadar dar. Plaj iri ve yuvarlak taşlı. Suya girmek zor oluyor. Ancak deniz tüm adalarda olduğu gibi çok berrak.  Ayağınızı sokar sokmaz balıklar hoş geldin diyor.Önce gezdiğimiz adalara kıyasla ada kuzeyde olduğundan olsa gerek hava burada daha az sıcak; hafifi serin esen bir rüzgar var. Benim için serin geldi. Yine de plajdan içeri girer girmez olası sıcaktan  ve tırmanıştan gözümüz korktuğu için kasabayı gezmeyi akşama bırakıyoruz.

 

Midilli zeytinyağı üretmek konusunda şampiyon olduğundan turizme çok ihtiyaç duymamışlar. Yine de Türkiye’den de olmak üzere pek çok yabancı tatilcisi var. Hiçbir rahatsız edici etken ya da eleman yok. Tespih de yok:D

Zeytin ağaçları çok güzel; bizdekiler gibi nispeten bodur ve eğri büğrü değiller; meyve ağacı gibi daha büyücek, dalları yere eğilenleri bile var.

 

Öğlende yediğimiz pizza o kadar büyüktü ki akşam acıkmadık bile. Yine de bir Grek salatası, cacık ve patlıcan salata ( şakşuka getirdiler) alıyoruz. O bile çok geldi. Eğer menüde olsaydı, her rehber kitapta bahsi geçen meşhur Midilli sardalyasından alacaktım.

Yorgunluk erken çıktı ve 10:00 gibi uyuklamaya başladık. Hemen yattım. 2 gece gemide koltukta üzerinde geçtikten sonra ilk yatağımızdıJ  bahadır’ın şişmiş ayakları ancak ertesi sabah inmişti.