11/07/2010 Pazar   1. gün

 

Şavşat

Bizden önce gelen arkadaşlarımın anlattıklarından epey fikir sahibi olmuştuk ama kahvaltıda anlıyoruz ki  otel epey doluydu ve tek Türk grup yanılmıyorsam bizdik. Diğer misafirler Yunanlı siviller ve din adamlarından oluşuyordu.

Fiko ve Osman 08:40’ta bizi otelden alıyorlar ve havaalanına gidip turun diğer katılımcılarını karşılıyoruz. Turumuz resmen başlıyor.

Minibüs tam 14 kişilik; tur katılımcı sayısı kadar. Rehberimiz 15. kişi olarak bir tabureye konuşlanıyor. Uzunca bir karayolu bizi bekliyor. Osman sürekli telefonda ne alemde olduğumuzu ilgili yerlere rapor ediyor. 

Hayli acıkmış, susamış halde saat 13:00 gibi Borçka’da Mavi Ay adlı alabalık üretme çiftliğinde öğlen yemeğimiz için mola veriyoruz. Başlangıçlar; salata, muhlama, ortaya pide , zeytinyağında “kızartılmış” mısır ekmeği. Ana yemek; güveçte dana eti, kiremitte alabalık ya da mısır ununa bulanmış ve kızartılmış alabalık. Herhalde açlıktan, insanın karnı doyunca gözü açılıyor. Yanında yeşil ormanın ayakları altında şırıl şırıl akan sakin bir dere, üzerinde çardak olan bir bahçede yedik yemeğimizi. Üzerine gelen çay krallara layıktı ama çabuk bitti. Hani daha olaydı da içeydik...

Yemeğin ardından Borçka merkezde durup yerel bir süpermarketten alışveriş yapıyoruz. Atıştırmalık, eğlencelik, vs...Sonra bir tuvalet molası ve bir saat sonrasında da yol üzerinde meyve, sebze satan ahaliden alınan meyvelerin yendiği bir meyve molası....

16:20’de Şavşat’tayız. Malum bu bölgede - öyle böyle değil, kendi aralarında Gürcüce konuşacak kadar- Gürcü asıllı Türkler yaşadığından yöre isimleri de dahil pek çok nesne, yiyecek, vs. adları Gürcüce verilmiş. Örneğin Şavşat ilçesi Gürcüce bir kelime;  “Şav” kara , “şat” orman anlamına geliyormuş.

İlk geceyi Şavşat’a bağlı Kocabey Köyü’nde Laşet Pansiyon’da geçireceğiz. Burası, her biri 2 oda, kanepe+ LCD TV si bulunan bir hol ve banyodan oluşan müstakil, ahşap kulübelerden oluşan bir pansiyon. 2800 mt yükseklikteki Yalnızçam Dağları'nda AB Destek Fonu ile yapılmış bu 7 kulübe. Yemyeşil tazecik çimenlerin halı gibi kapladığı ve dekorasyonunu çamların yaptığı bu enfes, engebeli arazide bir gececik kalıyor olmak hüzünlü tabii. Odalarımıza yerleştikten, azıcık kendimize geldikten kısa bir süre sonra tekrar buluştuk.

Aracımızla yakınlarda bir yaylaya çıkıp ilk gün manzaramızı hafızamıza depolarken ne olur ne olmaz diyerek bir de fotoğrafını çektik. Dere tepe düz gittikten sonra biraz soluklanmak üzere oturup gün batımını de izledik.

Ancak pansiyona yerleşmişken sıcak havadan bunalıp üzerimizi hafiflettiğimize pişman olduk. Yayla dersiniz, soğuk dersiniz, uçan böcük ne arar dersiniz..ama öyle olmadı işte. Maaşallah ot, çimen- çiçek her tür uçuşan haşereye ev sahipliği yaptığından üzerinize konmayan ya da size çarpmayanı kalmıyor. Gün içindeki inanılmaz sıcak akşam olunca sırtınıza yapışan bir soğuk oluyor.

O akşamı geçireceğimiz Laşet pansiyonun sahiplerine ait fakat yol üzerinde başka yerde konuşlandırılmış Laşet Restorant’da akşam yemeğimizi yiyeceğiz. İlk toplu fotoğrafımız belleğimizde....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

*

*by Yako