16.07.2010 Cuma 6.gün

 

Gorgit Yaylası

 

Bugün istikamet Gorgit Yaylası. Yoldan bir arkadaşı alıyoruz; Gorgit’te ev sahipliğini yapacak olan İsmail arkadaş.

Osman’a soruyoruz; bizim trekking ayakkabıları kafi midir diye. Yok diyor; yanınızda bot varsa onları giyin. Tüm bu yolculukta Salomon efsanesinin “sıradan” şehir tipi trekkinglerini giyiyor ve mutlu mesut yaşıyordum. Ancak bu son gün...ah bu son gün .... CATerpillar botlarımı giymek ve ayaklarımı parçalamak zorunda kaldım.

Hava aynı dünkü kapanıklığında.. “Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana hey ormanaaaaa...” modunda, tüm ihtiyaçlarımız sırt çantalarımızda, 2,5 saat sürecek tırmanışımıza başlıyoruz. Bazı arkadaşlarımız hızlı tırmanıp gözden yok oluyorlar. Bazılarımız geriden geliyorlar. Bahadır ve ben ortada yalnız kalıyoruz. Sesleniyoruz; ne geride kalanlar ne yukarı çıkanlar duyuyor sesimizi. Telefonla arıyoruz, çekmiyor. Orman yutuyor sesimizi...Kendimizce önümüze çıkan yollardan gözümüze kestirdiklerimizi seçe seçe ilerliyoruz. Nihayet uzunca bir süre sonra Osman yukarıdan inip karşılıyor bizi, yön tarifi vererek.

Masal kitaplarının resimlerinde olur ya, kırmızı mantarlar...onlardan görüyorum. Gerçek mi rüya mı, karmaşık duygular. Ara açılmasın diye fotoğraflarını dönüşe bırakıyorum.

İki buçuk saat sonra Gorgit Yaylası’na erişiyoruz. Her gördüğümüz yayla başka bir his uyandırıyor. Burası da ismindeki çağrışımdan mıdır, yoksa her yerin sisle kaplı olmasından mı, kasvetinden mi bilmem pek bir gotik görünüyor gözüme.

Burada İsmail’in yayla evinde kahvaltıdan ve çaydan oluşan öğlen yemeğimizi yiyeceğiz. Önden koştura koştura giden kişiler arasında İsmail de var. Meğer sırtına yüklendiği çantada bizim öğlende yiyeceğimiz nevaleyi taşıyormuş.

Gorgit bir geçiş yaylasıymış. Bir nevi ara konaklama yaylası. Yukarıdaki diğer yaylalara geçmek için kullandıkları yayla. Mayıs’ta gelip Eylül’de dönüyorlar . Burası hayli serin. Üşütüyor hepimizi, zaten terlemişiz çıkarken... Çay çok iyi geliyor..ilaç gibi hatta.

2,5 saatte devasal ve fosforlu gibi görünen eğreltiotları arasında  tırmandığımız dağı 2 saatte iniyoruz.

Kırmızı mantarları fotoğraflıyoruz. Çamurlara son kez batıp çıkıyoruz. Aklımızı bu ormanlarda bırakıp, içimizden “ben yine gelirim buralara” diyoruz......