16/02/2003, Pazar     

8. gün

 

British Museum-III, Imperial War Museum

Anasayfa

 

İlk gün, İlk İzlenim

 

Kensington Sarayı

Natural History Museum

 

Westminster

London Eye

Houses of Parliament

Tower of London

Tower Bridge

The Monument

 

Trafalgar Square

Globe Theatre

St. Paul's Cathedral

Buckingham

Madam Tussaud's Museum British Museum-I

Covent Garden

Oxford Street

British Museum-II

British Museum-III

Imperial War Museum

Victoria & Albert Museum

Portobello Rd. Market Sherlock Holmes

National Gallery  Knightsbridge

Museum of London Cleopatra's Needle

Bugün de planımız British Museum’da göremediğimiz bölümleri ve Imperial War Museum’u gezmek. Otelden çıkışımız neredeyse 10:00’u buldu ama her yer bomboş, trafik çok rahattı. İstanbul’daki Pazar sabahları gibi.

British Museum'da Halicarnassos Bölümü yine kapalıydı. Dün görmüş olduğumuz mozaikler ve Antik Yunan dönemine ait diğer kalıntılar ile yetiniyoruz. Halikarnas’ı da uzaktan biraz görebiliyoruz.

British Museum’da sonradan görmeye karar verdiğimiz Çin de ilginç bölümlerdendi. Bol miktarda yeşimtaşı, fildişi, ahşap ve doğal olarak porselenden üretilmiş dekoratif eşyalar ve tabaklar sergileniyor. Bildiğimiz çin estetik ve inceliği insanın ruhunu okşuyor. Ama Uzakdoğu’dan en güzel eserler Victoria and Albet Müzesi’nde gizlenmiş beni bekliyordu doğrusu.

Bir de son anda, gelmişken  gezelim, dediğimiz İslam eserleri kısmı var. Kılıçlar, kınlar, porselenler, bol miktarda İznik çinisi, bronz işçiliği, minyatür resimler sergileniyordu. Bol mücevherli, kadife kınlı kılıçlar ve üzerindeki ince işçilik eseri desenler de hemen bir oryantal his uyandırıyordu zaten.

British Museum’dan çıktığımızda öğlen olmuştu. Hemen Imperial War Museum’a gittik. Bu kadar büyük olacağını düşünmemiştik. Nitekim bitiremedik. Bu arada müze hayli kalabalıktı. Kabaca, müzenin bölümleri şu şekilde özetlenebilir:

Bodrum Katı:  I. Ve II. Dünya  Savaşları, Blitz Experience, Siper Deneyimi, 20. yüzyılda tüm dünyada  süregelmiş  savaşlar

Giriş Kat & 1. Kat: Uçaklar, tanklar, 1940’larda tipik bir Avrupa evi (gerçek ölçülerde maket)

2. Kat: Secret War/ Agents/Espionage

3. kat: Haulocaust

4. Kat:Crime against Humanism

 

Bu müze de bağışlarla ayakta kalan bir müze. İçeri girer girmez savaş uçakları dört koldan karşısına çıkıyor ziyaretçilerin, tabii ki tavandan. Aşağıda ise çeşitli tanklar, boy boy denizaltı ve adını bile bilmediğim kara ve suda kullanılan savaş araçları ve silahlar çevrelemiş etrafı. Müzenin üzerinde durduğu esas konular I. ve II. Dünya Savaşları. Sergideki araçların özelliği de I. Ve II. Dünya Savaşlarında kullanılmış olmaları.

Farklı farklı bölümlerde de yine I. Ve II. Dünya Savaşları, Vietnam Savaşı, İran-Irak Savaşı, Ortadoğu, İspanya, vs. dünya çapındaki tüm savaşları bulunmuş, ele geçirilmiş mektuplar, gazeteler, raporlar, gizli dokümalar ile anlatmışlar. Askerlerin kıyafet ve özel eşyaları ve bu bahsettiğim belgeler sergilenirken diğer yandan da pek çok monitörden de dönemle ilgili bantlar yayınlanıyor. Arka planda da bir ses sürekli olayları anlatıyor.

Bu kısımları gezerken bu yaşlı dünyanın hiç savaşsız günü olmadığını düşündüm. Müzeyi gezmekte olduğumuz sıralarda bile Amerika’nın Irak’a saldırması olayı gündemdeydi, tarih belirlenmeye çalışılıyordu...

Bu müzenin beni en çok etkileyen bölümü Almanya menşeili Yahudi katliamının anlatıldığı bölümdü. Yine hem katliamlardan arda kalan sahipsiz kalmış, toprak altından çıkartılmış kişisel eşyalar sergileniyor, hem bu acıları yaşayan tanıkların anlattıkları banttan, görüntü ve ses olarak veriliyor. Tanıkların yüzleri müzedeki gördüklerimizin dehşetini tam anlamı ile yansıtıyor. Anlatanlar sanki o anları yeniden ve yeniden yaşıyorlar. Tüyler ürperticiydi.

Çok güzel organize edilmiş bir bölümdü. Mutlu dönemlerin fotoğrafları ile başlıyordu gezi. Güzel günlerde neler yapıldığını anlatan bir ses eşliğinde. Huzurlu aile ve dost, toplantı fotoğrafları. Başarı anıları fotoğrafları. Gülen yüzlerle dolu fotoğraflar...Sonra fotoğrafların rengi değişmeye başlıyor...Siyah –beyaz fotoğrafların renkleri değişmeye başlıyor...  Hitlerin iş başına geçmesi ve felaketler zinciri. Saf ırkı yaratma çabaları. Aletler, iğneler, kafatası ölçümleri, göz renklerinin ırklara göre protipleri,  tıbbi denemeler –testler ....ve tabii Yahudi denekler.... hala fotoğraflar konuşuyor ...yüzlerce insan resmi, kim saf kan, kim değili belgeliyor.... Kamplar...açlık, pislik, hastalık...esaret...Ölüm ve yaşam arasındaki o belirsiz çizgi. Banyo yapmaya gittiğini sanan onlarca insanın duşlardan su yerine gaz bırakılarak ölümle yüzyüze gelişleri ve hayattan zorla ve kasten kopartılışları.

Meşhur ölüm kamplarından biri...resimlerle ve kocaman bir maketle gösteriliyor, yüzlerce binlerce insanın ölüme adım adım gidişleri....  İnsanların trenlere doldurularak kamplara yalanlarla götürülmeleri... gaz odaları, fırınlar,...ve nihayet toplu mezarlar...mezarlarda bulunmuş bu insanlara ait gözlükler, tarak, toka, kolye, fırça, gündelik eşyalar... yüzlerce ayakkabı...yüzlerce yanmış ayakkabı... dev bir akvaryumun içinde sergileniyorlar.

Sıra, bu işlerde adı geçen Almanlara geliyor. Büyük büyük resimlerle afişe edilmişler, öz geçmişleri yazılmış... ve onların sonu da idam oluyor. Bir kısmı intihar etmiş.

Bunların gerçek olmadığına inanmak istiyordum..... Aklı olan insanın aklı almıyor böyle bir vahşeti. Keyif bırakmadı tabii bu bölümdeki gezi...

Gezemediğimiz bölümler oldu haliyle. Ajanlık, gizli savaşlar bölümüne hiç bakamadık ki Bahadır aslında bayağı ilgilenmişti bu konu ile. Gelin görün ki bende hal kalmamıştı.

İnsanlığa karşı suçlar bölümünde ise bir video gösterimi vardı . Biz ortasında girdik odaya. İzleyiciler oturmuş seyredip dinliyorlardı. Odaya bir masa içine yerleştirilmiş 6  monitörde İnsanlık Suçu ile ilgili yüklenmiş belli konulardan birini seçiliyor ve konu hakkında tabii ki “yanlı” açıklamaları soru yöntemi ile şekillendirilmiş farklı başlıklar altında bulabiliyordunuz.

Bu arada saat 17:00 olmuştu ve biz yorgunluk bir yana öğlen yemeği yememiştik. Oxford Circus’a gidip bir şeyler yedik. Bu, akşam yemeği gibi oldu. Dönüşte “evimizin mutfağı gibi girip çıktığımız” Sanisbury’ye uğrayıp muz ve kara üzüm aldık, akşam acıkırız diye. Bu arada Burger King’den çıktıktan sonra hemen yandaki HMV’ye de bakmayı düşünüyorduk  ama biz oraya doğru yönelmiş iken onlar mağazayı kapatıyorlardı (saat 18:00 olmuştu). Aslında bu durumdan çok da şikayetçi değildik, zira çok yorgunduk.