14 Şubat 2003 Cuma 

6.gün

 

Covent Garden, Oxford Street

 


Anasayfa  

 

İlk gün, İlk İzlenim

 

Kensington Sarayı

Natural History Museum

 

Westminster

London Eye

Houses of Parliament

Tower of London

Tower Bridge

The Monument

 

Trafalgar Square

Globe Theatre

St. Paul's Cathedral

Buckingham

Madam Tussaud's Museum British Museum-I

Covent Garden

Oxford Street

British Museum-II

British Museum-III

Imperial War Museum

Victoria & Albert Museum

Portobello Rd. Market Sherlock Holmes

National Gallery  Knightsbridge

Museum of London Cleopatra's Needle


Sevgililer günü...Bizim memlekette bile daha renkli oluyor bugünde sokaklar. Kutlama işlerinden iyi anlıyoruz canım. Tamam Londra’da da, özellikle vitrinlerde, “Valentine” gününe özgün promosyonları gördük ama Türkiye’de her şey daha canlı.

Londra'da da çarşı pazar olduğunu sevgili Londra Rehberi kitabımdan öğrendim ve o gün gezebileceğim Covent Garden'a gittim. Viktoria Zamanında burası sebze meyve hali gibi bir yermiş. Ancak bu market 1980lerde başka bir yere taşınınca burası da çeşitli hediyelik eşya, yiyecek, antika, giyim vs. mağazaları ile turistik bir mekan haline gelmiş. Hayli pahalı tabii. Sol taraftaki resimde, alta katta sağ tarafta konser veren müzisyenlere dikkatinizi çekerim...Sağ resim, Apple Market girişi...

 

Bugün Oxford Street, Bond Street ve Regent Street’i baştan aşağı gezerek mağazaları dolaştım. Aklımda biraz hediye almak vardı ama ne alacağım konusunda pek de fikrim yoktu.

Londra’nın pahalı bir şehir olduğunu zaten hep duyuyoruz. Gerçekten de öyleymiş. İnsan genelde ikilemde kalıyor; paraya kıyıp alsam mı, yoksa almasam mı,diye. Bazı şeyler ‘madem gelmişiz, bir daha da gelmeyiz, döndüğümüzde niye almadık demeyelim’ diye de alınıyor.

Aslında bu üç sokak da birbirinin benzeri hatta aynı mağazalar ile dolu. En ucuz uyduruk yazlık bir penye bile 20-25£ (60.000.000 TL ) civarında seyrediyor. Üstelik bu mağazalar Türkiye’de de var. Bir süre sonra bu mağazalara bakmıyor bile insan.

Buralar hayli turistik mekanlar olduğu için biraz daha pahalı gibi. Özellikle Oxford Street. Nişantaşı’nı andıran bir havası var. Satıcılar değişik milletlerin tatil dönemlerini de takip edebiliyorlar. Belli bir milliyetten yoğun turist grubu geldiği vakit anlıyorlar ki milli bir tatilleri var.

Oxford Street’te gezerken Old Times isimli, sonradan birçok yerde şubesinin olduğunu gördüğüm, bir hediyelik eşya mağazasına denk geldim. Çok ama çok hoşuma gitti. İsminin çağrıştırdığı gibi eskiyi anımsatan eşyalar, süsler ağırlıktaydı tabii. Bu mağazada Ebru için bir hediye de buldum. British Museum’da Mısır bölümünde sergilenen siyah Mısır kedisinin imitasyonu. Çok hoşuma gitti. Üstelik eşyaları ile de uyumlu idi. Epey bir düşündükten sonra aldım.

Çok yorgulmuştum. Bu mağazadan çıktıktan sonra yine Oxford Street üzerindeki muazzam kitap mağazası Borders’a uğradım. Aklımda Dante’nin “İlahi Komedya”sı vardı. Sonra ondan vazgeçtim, gezerken Ariosto’nun “Orlando Furioso”sunu gördüm. Onu aldım.

Alışverişten sonra .....

Yorgunluk her zaman olduğu gibi akşam çıktı.Bahadır da erken gelmişti. Akşam yemeğimizi mahalledeki Burger King’de yedik. ....