18 Şubat 2003, Salı- 10. gün

 

Portobello Rd. Market - Sherlock Holmes



Anasayfa  

 

İlk gün, İlk İzlenim

 

Kensington Sarayı

Natural History Museum

 

Westminster

London Eye

Houses of Parliament

Tower of London

Tower Bridge

The Monument

 

Trafalgar Square

Globe Theatre

St. Paul's Cathedral

Buckingham

Madam Tussaud's Museum British Museum-I

Covent Garden

Oxford Street

British Museum-II

British Museum-III

Imperial War Museum

Victoria & Albert Museum

Portobello Rd. Market Sherlock Holmes

National Gallery  Knightsbridge

Museum of London Cleopatra's Needle

Kahvaltıdan sonra sabah ilk olarak Notting Hill’deki Portobello Road Market’a gittim. Nerede bizim pazarlar? Özel bir beklentim yoktu ama hayalkırıklığı oldu tabii. Sokağın sadece bir tarafına kurulmuş standlarda/ tezgahlarda meyve, sebze, ev/ mutfak edevatları, hamur işleri, giyim aksesuarları satılıyor. Yolun geri kalan kısmından arabalar geçiyor. Alıcısı da çok değildi pazarın. (Aslında bir de Camden Market varmış ama onun gününü kaçırmıştım.) Bunların  dışında pazara kadar ulaşana dek yürünen yol üzerinde yine hediyelik eşyalar ve antikalar satan dükkanlar var. Ama ben 10:00 gibi oralardan geçtiğimde bir kısmı daha açılmamıştı, bir kısmı da yeni açılıyordu. Buradan, bu semtten hiç bir şey alamadım ama yol üzerinde çok güzel bir ağacın resmini çektim.

 

...Şubat ortası Londra'da bir sokak arası güzelliği....

Geldiğim günden beri Hyde Park da Hyde Park tutturmuştum, ancak hava yağışlı ve soğuk olduğundan ertelemiştim. Günler geçiyordu ve bugün artık Hyde Park’a gitmek istedim.

Notting Hill istasyonundan S. Kensington’a oradan da Piccadily Line ile Hyde Park Corner’a gittim. Parkın bu köşesinden girdim, arkamda Wellington Arch. Henüz yürüyüşün başındaydım ama Kensington Bahçelerini daha çok sevmiştim sanki...

Hyde Park daha büyük, bu kesin. Atlılar için parkı neredeyse çepeçevre saran parkur var; üç at yanyana rahatlıkla ilerleyebiliyor.  Kensington daha yeşil, en azından Hyde Parktaki ağaçlar kış itibari ile henüz yaprak yeşertememişti.  Galiba Kensington daha bir tercih ediliyor.

Hyde Park ile Kensington  Bahçeleri aslında yan yana. Onları The Serpentine gölünün The Long Water adlı uzantısı ayırıyor. İkisinin de göletlerinde kuşlar, ördekler, kuğular besleniyor. Kensington’da sincaplar da var; insanın elinden fıstık alıp, kovalayacak kadar “ehliler”.

 

Hyde Park’ı “o” şeklinde gezerek Marble Arch’a vardım. Ama istasyon kapalıydı ve Lancaster Gate’e yönlendiriyorlardı. O tarafa yürürken çanta/valizlerde indirim yapmış bir mağaza görünce aklıma çanta almam gerektiği geldi. Bir çanta alıp çıktıktan sonra Bond istasyonuna doğru yürüdüm. Pasaj gibi yapmışlar; içeride her yan mağaza. Metro için bir kat daha alta inmek gerekiyordu. Bond istasyonundan Paddington’a dönmeyi ve elimdeki kocaman çantayı bırakıp öğlen için bir şeyler yemeyi planladım. Bu sebeple Baker Street istasyonunda Circle ile Paddington’a aktarma yapacaktım ama indim. Daha önce önünden geçtiğimde resmini çekemediğim Sherlock Holmes’un resmini çektim ve istasyona geri indim:)

Paddington’da önce Burger King’de Whopper yedim. Sonra otele gelip çantayı bıraktım. Saat 14:15 civarı idi.

E-mail kontrolü için otel lobisindeki  bilgisayarı kullanayım dedim. Mail gelmiş ama ekleri açmıyor, neymiş Word dosyasıymış.

Sonra da çıktım ve Kensington Bahçeleri tarafına doğru yürüdüm.Bir de güneşli havada görmek istedim. Daha bildik geldi ama keyif aynı keyif...

Saat 17:45 sevgili eşimi bekliyorum....