16/07/2004, Cuma    7. gün  

Amasya (Hazerenler Konağı, Amasya Müzesi)- Çorum (Alacahöyük, Yazılıkaya, Hattuşa)


Ana Sayfa

Giriş

Kültür Turları Hakkında

Rize'ye Geliş

Rize'nin Yaylaları

Rize'nin Yaylaları-II

Rize'den Ayrılış; Uzungöl, Demirkapı Yaylası

Sümela Manastırı, Hamsiköy, Ayasofya Kilisesi, Giresun Kalesi, Topal Osman Anıtı

Paşaoğlu Konağı, Boztepe, Bolaman, Fatsa, Ünye, Terme, Samsun, Amasya

Amasya (Hazerenler Konağı, Amasya Müzesi), Çorum (Alacahöyük, Yazılıkaya, Hattuşa)

Safranbolu

  Dünkü yağış, ve yollardaki ufak çaplı kazalar sebebi ile Amasya'ya geç ulaştığımızdan Hazerenler Konağı'nı gezememiştik. Bugün ilk iş Yalıboyu üzerinde bu konağı ziyaret edeceğiz. Yalı Boyu, bizim Boğaziçi'ndeki yalıların manzarasını andırıyor; ama yalı yerine sıra sıra konaklar getirin gözünüzün önüne.

Yalıboyu

Bu konaklardan en dikkat çekeni Hazerenler Konağı. Onarılarak, 1983'te müze yapılıyor ama Erzincan Depremi'nde zarar görünce 2000'de yeniden onarılıp bugünkü halini almış. Daha bahçesinden içeri girince bile nev-i şahsına münhasır havası algılanıyor. Kendi büyüklüğünün tam aksine küçücük bir avlusu var. Avuda bir kuyu. Dar ve dik ahşap basamaklar ile çıkıyoruz yukarı. Ayakkabılarımızı konağa girmeden kapının önünde çıkarttık. Konak çok büyük. İç mekanlar olabildiğince ferah ve geniş. Dışarıdan dikdörtgen bir yapı ama örneğin sahanlığı altıgen.

Kalabalık ailelerin nasıl yaşadığını betimleyen bir yapı  özelliği taşıyor. İki ebeveyn odası,oturma odası, haremlik, selamlık odaları, baş selamlık odası, mutfak, kiler, tuvaletten oluşuyor. Oturma grupları duvar ve cam boyunca uzanan sedirlerden meydana gelmiş. Dolaplar genelde yer kazandıran gömme dolap. Isınma için güzelim kocaman mangallar kullanılmış. Mangalları Ordu paşaoğlu Konağında da görmüştük.Burada bir de yurtdışından geldiği çok belli bir porselen dış cepheli soba var.

Konakta yaşandığı vakitler gündelik hayatı örneklesin diye dönemin yerel kıyafetleri giydirilmiş mankenler koymuşlar. Elbiseler kadife üzerine sırma işli. Takılar ağır ve inanılmaz emek sarfedilmiş cinsten.

Konağın altında, bodrum katında bir sergi vardı. Amasyalı ressamların karma sergisi. A. Yaşar Serin'in çok güzel eserleri vardı. Anadolu teması işlemiş. Sergideki görevli Ahmet Topal bizimle yakından ilgilendi.

Konaktan sonra 25.000 parçadan oluşan kolleksiyonu ile Amasya Müzesi'ni zorla tura eklettik. Bu aslında program dışıydı. Amasya da medeniyetlerin beşiği Anadolu'nun önemli bir kesişim noktası. Hititlere, Roma İmparatorluğu'na, Beylikler dönemine ve Osmanlı dönemine ev sahipliği yapmış bir merkez. Üstelik sulak, verimli bir merkez. Neden dikkat çekmesin ki. Bölgede yapılmış kazılarda çıkartılmış yukarıda değindiğim dönemlere ait önemli buluntular var. Büyük İskender'den, Roma İmparatorluğuna, Moğol Beyliği İlhanlılardan Osmanlılara dek kalmış ve bulunmuş altın, bronz sikkeler, toprak kap-kacak, takılar, tarih öncesi dönemlere ait aletleri öyle güzel korumuşlar ki daha önce böylesi büyük sayıda ve tek parça eser görmemiştim. Daha önce görmediğim, ilk kez bu müzede gördüğüm bir de topraktan yapılmış yatay şekilde duran küp şeklinde lahitler var. Burada gördüğüm bir başka ilk de Moğol ırkından gelen İlhanlılar'a ait mumyalar. İslam inancında mumyalama uygulaması yok, ama gelenek gereği önemli bir aileye bu uygulanmış.

Konaktan sonra Amasya'ya 1.5 saat mesafede  Çorum'a yola çıkıyoruz. Hava kapalı ama yağış yok. Yol boyunca yine ekili topraklar üzerinde en çok soğan  ve soğanların arasında da haşhaş görülüyor. Ayçiçeği ve mısır tarlalarına da rastladık.

Ve Hititlerin anayurdu Çorum. Hititler deyince aklıma hala ilk olarak, üniversite son sınıfta aldığım seçmeli arkeoloji dersindeki Hitit tanrılarını gösteren slide'lar geliyor. Daha doğrusu, yukarı doğru uzadıkça sivrilen şapkaları, tunik elbiseleri , kalkık burunlu ucu sanki ponponluymuş gibi görünen patikleri ve arkalarında bir kuyruk varmış gibi izlenim yaratan kılıçları ile Hitit krallarının görüntüleri geliyor.

Hititler'e 1000 tanrılı halk denirmiş. İstila ettikleri toprakların da tanrılarını kabul ettikleri için böyle bir isim verilmiş.Ancak bir tanrının on ayrı adı olabiliyormuş.  Yeni aldıkları yerlerde insanlara kendi anne babaları gibi davranırlarmış. 

Çorum'da bu etkileyici uygarlıkla ilgili üç merkezi gezeceğiz: 1- Alacahöyük (yerleşim birimi) 2-Yazılıkaya (kutsal törenyeri) 3-  Hattuşaş (başkent/yerleşim-bugünkü Boğazkale)

Alacahöyük, Alaca ilçesinde Alacahöyük köyü ile içiçe. Höyükte bulunan kalıntılardan anlaşıldığı üzere burası Hititlerden önce de binyıllarca tercih edilen bir yerleşim yeri olmuş. Malum, höyük yerleşim yeridir. Bir medeniyet savaşa, hastalığa, doğal ya da kasıtla oluşmuş felaketlere maruz kalıyor, ortadan kalkıyor. Onun yerine başka bir medeniyet kuruluyor. İşte höyük, üstüste gelmiş bu farklı medeniyetler yapısından oluşuyor.

Alacahöyük'ün de milattan önce 4000 lere uzanan (kalkolitik çağ-bakır çağı) bir geçmişi var. Bu zamanlarda tarıma ve dolayısı ile yerleşik hayata, sosyal düzene, hiyerarşiye geçiş de yaşanıyor.

M.Ö 3000ler Tunç çağı. Orta Asya'dan Mezopotamya'ya sürülen Sümerler yazıyı buluyor. Anadolu'da Hatti Beylikleri şehir devletleri olarak hüküm sürüyor.

Asurlular Mezopotamya'dan ticaret yapmak üzere Anadolu'ya gelirler. Afganistan'dan getirdikleri kalay ve diğer ürünleri karşılığında altın ve gümüşlerve amatum (demir) alıyorlar. Kalay ve bakırı birleştirip tunç elde ediyorlar. Yazı da bu vesile ile Anadolu'ya girmiş oluyor. Bu devirden öncesine ait ancak resim ve kalıntılar ile bir de Mezopotamya'daki yazıtlar ile  tarih  çözümlenmeye çalışılıyor.

Hatti Devleti 1. Hattuşili ile M.Ö.17 yyda başlıyor ve 1. Şuppililuma ile MÖ 14. yyda İmparatorluk sürecine giriyor.

M.Ö.1190'da Frigyalılar denizden gelerek Hititleri iktidardan indiriyor. Bu geç Hitit dönemi ile yine devletler halinde bölünüyorlar. M.Ö.7'de Medler , daha sonra da Persler 200 yıl kadar Anadolu'da bulunmuşlar; satraplık (eyaletler) halinde yönetmişler.

İskender savaşarak bu toprakları ele geçiriyor. Ölmeden önce Eumenes 'e verdiği Karadeniz, yeterince güçlü olup koruyamadığından Pontus 'a geçmiş. 395'e kadar Roma İmparatorluğu hakimiyeti sürüyor. Bu yılda imparatorluk Doğu ve Batı olarak ayrılıyor. MS8 yyda Arap akınları başlıyor. 1071 yılında Bizans hükümdarı bu akınlardan sonra Diogen Alparslan'a yeniliyor. 1200lerin ortasında beylikler oluşuyor. 1299'da Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine geçiyor.

Fotoğraf: Turizm Bakanlığı, "Central Anatolian Region" broşürü, 1995

Alacahöyük açıkta bir ören yeri ve görebilecekleriniz bina veya duvar değil. Kalan sadece bir tapınağa ait olduğu düşünülen sfenksli kapı ve o tapınağa ait temeller. Sfenksli kapının iki yanını süsleyen kabartma taşlarda (imitasyon da olsa) bir tören sahnesi canlandırılıyor. Tauros (boğa) figürü ve tanrılara kurban edilecek hayvanların görüntüsü yansımış. Kurban verme töreni, müzik, şenlik, eğlence içerisinde. 

Burada bulunan kalııntıların bir kısmı Berlin Müzesi'nde bir kısmı da Ankara'da Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmekteymiş. Ancak Alacahöyük'te de 1 katlı da olsa, küçücük de olsa bir müze var. Sergide benim en ilgimi çeken buluntular: toprak demlik, topraktan yapılma ocaklı tencere, su aynası, kupa, maşrapa ve ayaklı tencere idi. Ne var ki fotoğraf çekmeye izin vermediler.

Şimdi sırada Yazılıkaya var. Burası Hititlerin tapınma yeriymiş.  İki blok kaya üzerine karşılıklı olarak kazınmış tanrı ve tanrıça, tören figürleri var. Bu törenler özellikle mevsim dönümlerine yönelik oluyormuş. Yine figürlerde klasik olarak tunikler (tanrılar kısa, tanrıçalar uzun) , sivri başlıklar, klkık burunlu papuçlar, kılıçlar dikkat çekiyor. Bazı figürler sanıyorum 5000 yıldır kışın soğuğuna, yazın sıcağına, baharın yağmuruna maruz kaldıkları için  aşınmışlar. Yine de çok etkileyici. Detaylı bilgiyi çok açık ve öz bir şekilde   http://www.hattuscha.de/turk/themen/03-yazilikaya/yazilikaya.htm linkinde bulabilirsiniz.  

Yazılıkaya

Aslında Alacahöyük, Yazılıkaya ve Hattuşaş birbirine yakın ama yine de mesafeli yerler. Köylüler burada da turiste, gezgine alışmış. Yazılıkaya'da tapınaktan başka bir şey yok, sadece 10 kadar küçük ahşap kulübe içinde hediyelik eşya- ki bunlar ağırlıklı olarak Hitit krallarını, tanrılarını, törenlerini betimleyen özel taşlar) satan köylüler. Bir de bir sonraki durağımız Hattuşaş'ta da ellerinde bu taşları doldurdukları poşetlerle turistlerin peşinde sabahtan akşama kadar toz-toprak içinde "abi şu kadar lira" diye dolaşıp bütün gün ekmek parası kazanmaya çalışan her yaştan insan var, hele o gençler.

Hattuşa , Hititlerin başkenti. M.Ö. 1269'da Mısır ile Hititler arasında imzalanmış dünyanın bilinen ilk yazılı anlaşması Kadeş Anlaşmasının kil tabletlerinin bulunduğu topraklar. Görüntüde, şehir duvarlarından ve bina temellerinden başka, pek bir şey kalmamış. Ancak kazı ve restorasyon çalışmaları hızla sürüyor. Hattuşa'daki kazı çalışmaları da 19.yyın sonlarında yabancı (Alman) arkeologlar tarafından başlatılmış. Burada görebileceğiniz en göze batan ve ilginç  yapı, yığma taşlardan meydana getirilmiş 70 mt uzunluğunda bir geçit. Bu geçitten geçince şehir duvarlarının dışına çıkılıyor. Hala ne amaca hizmet ettiği bulunamamış. Hemen bu geçitin üst tarafında meşhur sfenksli kapı var.  Hattuşa ile ilgili öz bilgi için Kültür Bakanlığı'nın sitesine başvurabilirisiniz: http://www.kultur.gov.tr/portal/destinasyon_tr.asp?belgeno=44603&belgekod=44126&baslik=Detay

Sungurlu üzerinden 3 saat yolculuk ile Ilgaz Dağlarındaki Ilgaz Mountain Resort'a yerleşip geceyi geçireceğiz.