13/07/2004  Salı 4. gün    

Rize'den Ayrılış-Uzungöl-Demirkapı Yaylası

 

Ana Sayfa

Giriş

Kültür Turları Hakkında

Rize'ye Geliş

Rize'nin Yaylaları

Rize'nin Yaylaları-II

Rize'den Ayrılış; Uzungöl, Demirkapı Yaylası

Sümela Manastırı, Hamsiköy, Ayasofya Kilisesi, Giresun Kalesi, Topal Osman Anıtı

Paşaoğlu Konağı, Boztepe, Bolaman, Fatsa, Ünye, Terme, Samsun, Amasya

Amasya (Hazerenler Konağı, Amasya Müzesi), Çorum (Alacahöyük, Yazılıkaya, Hattuşa)

Safranbolu

Bugün Rize'den ayrılıp Trabzon'a doğru ilerlemeye başlıyoruz. Rize'den ayrılmadan önce Rize Botanik Bahçesini gezeceğiz ve tur halkı buradan paket  paket hediyelik Rize çayı alacak.

Botanik bahçesi Rize'nin yüksek tepelerinden birinin üzerine kurulmuş, Rize'nin çepeçevre panaromik manzarasını sunuyor. Yüksekte olduğu için sabah sabah bir miktar tabana kuvvet  yokuş çıktık. Pek kolay olmadı. Bahçenin  girişindeki dev ve yıllanmış manolya ağacı karşılıyor ziyaretçilerini, dalga dalga yayılan muhteşem kokusu ile.  Gezi boyunca genelde aşağıdan yukarıya doğru seyrettiğimiz, adeta gökten denize inen çay bahçelerini bu sefer yukarıdan aşağıya doğru seyrediyoruz. Bıkmadan bakabileceğiniz bir görüntü; yeşil ile mavinin içiçeliği; alabildiğine deniz, alabildiğine orman ve gökyüzü.

Rize ve çay bahçeleri

İkram edilen çayımızı içtikten sonra İstanbul'da artık "Rize'nin ürünü" diyerek yediğimiz ancak Rize'de hala teşvik edilmeye çalışılan kivi bahçelerini gezip ağacının neye benzediğini gördük. İlginç bir bitki. Ağaç gibi gövdesi var, ancak sırık fasülyeye benzeyen yaprakları aynı şekilde, ağacın üzerinden geçen çamaşır ipine benziyen bir sisteme sarmaşık şeklinde dolanıyor.

Kivi ve çay bitkisi hakkında bilgi de edindikten sonra buradan ayrılıyoruz. İstikamet Uzungöl.

UZUNGÖL

Of ilçesinden Uzungöl'e saptık. Uzungöl 1090 metre yüksekte, Kaçkarlardan gelen Solaklı deresinin oluşturduğu kalkerli bir gölmüş. Bir ucundan bu dere geliyor gölü oluşturuyor, diğer ucundan da Of'a inip denize dökülüyor.

Yol üzerinde bir noktada minibüslere binerek Uzungöl'e ulaştık. Burada durmadan, Uzungöl'den 1 saat kadar yukarıda bulunan Demirkapı yaylasına doğru devam ettik. (Burada bir parantez açayım. Yollar, yerleşim olan merkezlerde belli yüksekliğe kadar gayet güzel, ama bu noktalardan yaylaya yol alınmaya başladığı anda yol aniden bozuluyor. Ama 1 saat sonrası için buna değiyor. Bu arada size sadece kayalardan fışkıran suları ve ağaçları, coşkun sesleri ile akan dereleri seyre dalmak kalıyor). Bu yaylanın da güzellikte Anzer'in çiçekleri ile yarışan çiçekleri ve dağlarından salınarak inerken ninni gibi ses veren deresi var. Buzağılar bu yemyeşil çiçekli meralarda otluyor. Dolayısı ile her yemekte ayran içmeyi ya da yoğurt istemeyi unutmadık. Burada kaldığımız 45 dakika boyunca serin ve tertemiz havayı ciğerlerimize doldurduk, huzur bulduk ve fotoğraflar çektik.

Demirkapı Yaylası

Uzungöl'e döndüğümüzde ilk iş İnal Kardeşler tesislerinde öğlen yemeğe molası verdik. Burada Uzungöl'e özgü sacda alabalık yenirmiş, ancak tesis öyle kalabalıktı ki en hızlısından ne varsa onu yiyecektik. Bir süre sonra verdiğimiz siparişi unuttukları ortaya çıktı. Bu esnada bir ön masamızda oturduğunu farkettiğimiz bir iş arkadaşımıza rastladık. Sayesinde sacda alabalık nasıl olurmuş tadına baktık. Şimdi kimsenin ağzını sulandırmak istemem. Ama bir kere sunumu, görüntüsü bile görsel şölen. Tadını da sizin zevkinize bırakacağım, bence mutlaka denemelisiniz.

Saat 15:00'te Uzungöl'den Trabzon'un merkezine doğru hareket ettik. Saat 17:00'de Atatürk Köşkü'ndeydik. Türkiye'deki akranlarına kıyasla  inanılmaz modern ve pratikliği, işlerliği ön planda tutulmuş bir yapı. Ne var ki, Atatürk, sevdiği ve hakettiği oranda vakit geçirememiş bu köşkte. Köşkü aslında 19. yüzyılın sonu , 20. yüzyılın başlarında Rum bir vatandaş yaptırmış. Isıtma sistemi, tuvalet, döşeme ve dekorasyon malzemeleri yurtdışından, özellikle de İtalya'dan getirtilmiş. Bu köşkün nasıl "Atatürk Köşkü"  olduğunu Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sitesinde çok güzel anlatmışlar: http://cumhuriyet.kulturturizm.gov.tr/default_tr.asp?belgeno=16092

 

Cumhuriyetin ilanından sonra, Sonbahar Gezisi adıyla Atatürk'ün yaptığı büyük yurt gezisi Dumlupınar'dan başlamıştı. Buradan Bursa'ya gelen Atatürk 12 Eylül 1924'te Hamidiye, Kruvazörü ile Mudanya'dan hareket etmiş. İstanbul Boğazından geçerek Karadeniz'e açılmış, 15 Eylül1924 sabahı saat 11. 00 de Trabzon'a gelmişti. Atatürk, Trabzonlular tarafından heyecanla karşılandı Yanında eşi Latife Hanım ve yakın arkadaşları vardı. Doğruca Belediyeye geldi. Öğleden sonra da, kendileri için dayanıp döşenen Soğuksu'daki köşke giderek dinlendiler. Köşk 1913 yılında yaptırılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra da Özel İdarenin mülkiyetine geçmişti. Bodrumu ile birlikte dört katlıydı. Üçüncü katın büyük odası Atatürk'ün yatak odası idi.
O gün akşam, Köşk'ün alt kat salonunda Trabzon Belediye Başkanı Kazazoğlu Hüseyin, Atatürk'ün onuruna bir yemek vermiş bir de konuşma yapmıştı. Atatürk bu konuşmayı cevaplandırdı: (Efendiler, hemen bütün Trabzon halkını yekpare bir samimiyete kitlesi halinde gördüm. Kadınların, çocukların, ihtiyarların gözlerinde yaş gördüm. Bu ne yüksel duygu bu ne şefkat bu ne asalettir. ) dedi Trabzonlulara teşekkür etti.

Ertesi gün okulları, hastaneyi, iplik fabrikasını ziyaret ettikten sonra 17 Eylül 1924 sabahı Trabzon'dan ayrıldı Rize'ye yolcu oldu.

Atatürk'ün Trabzon'u ziyaretinden sonra özel idareye ait bulunan Köşk, Trabzon Belediyesince satın alınarak Atatürk'e hediye edildi. Bir Trabzon heyeti, Ankara'ya gelerek Köşkün tapusunu ve anahtarlarını Atatürk'e teslim etti. Atatürk 27 Kasım 1930 günü Ege vapuru ile Samsun'dan Trabzon'a geldiği zaman, geceyi yine bu Köşkte geçirmiş, iki gece kaldıktan sonra, İstanbul'a dönmüştü. Köşk artık (Atatürk köşkü) adıyla tanınıyor, Trabzonlular bu Köşkle övünüyorlardı.

Atatürk'ün Trabzon'a üçüncü ve son gelişleri 10 Haziran 1937 tarihine rastlar, Ege vapuru ile İstanbul'dan Trabzon'a gelen Atatürk, doğruca kendi Köşküne gelmiş, iki gecesini bu Köşk'te geçirmişti. Bu son gelişlerinde: (Mal ve Mülk bana ağırlık veriyor. Bunları milletime bağışlamakla ferahlık duyacağım. İnsanın serveti kendi manevi kişiliğinde olmalıdır. Ben büyük milletime daha çok şeyler vermek istiyorum. ) diyerek, bütün mal ve mülk varlığını hazineye bağışladığını noter huzurunda tescil ettirmişti. Atatürk 12 Haziran 1937 sabahı Trabzon'dan İstanbul'a döndü.

Atatürk'ün ölümünden sonra, Trabzon Belediyesi, Atatürk köşkünü Atatürk Müzesi olarak ziyarete açmağa karar verdi. Atatürk 'ün kullandığı eşyaları, fotoğraflarını sergiledi. Bugün Köşk'ün girişinde, Atatürk'ün Trabzon'a ilk gelişlerinde yaptığı konuşmanın tam metni asılıdır. Sağdaki küçük salon, Atatürk'ün yaptığı konuşmanın tam metni asılıdır. Sağdaki küçük salon, Atatürk'ün hayatına ve Trabzon'u ziyaretlerine ait fotoğraflarla donatılmıştır. Bitişiğindeki odada ise Atatürk'ün dinlendiği koltuk ve kanepeler bulunmaktadır. Bunlardan biri üzerindeki plakada şu cümle yazılıdır. (Atatürk, 11 Haziran 1937 tarihinde, şahıslarına ait emval-i gayrimenküllerini millete bıraktıklarına dair muameleyi burada imza buyurdular. ) Öteki oda, Atatürk'ün yemek salonu olarak döşelidir.

Köşk'ün üçüncü katında Atatürk'ün yatak odası, banyosu, yaver odaları, çalışma salonu vardır. Köşk bugün çiçekli geniş bahçesi ile Trabzon'un en güzel evlerinden biri olarak tanımakta, Belediyenin yönetiminde Atatürk Müzesi olarak ziyarete açık bulundurulmaktadır.

Köşkü yarım saat gezdikten sonra şehir merkezidkei otelimiz Grand Hotel Zorlu'ya ulaştık. Saat 20:00'deki fiks menü akşam yemeğimizin ardından şehirde tur attık. İzlenimlerimiz, Trabzon'un Rize'den daha sıkışık bir yerleşim alanına sahip olduğu yönünde. Daha kalabalık, daha hareketli.