12/07/2004

3.gün

 

Rize Yaylaları-II

Ana Sayfa

Giriş

Kültür Turları Hakkında

Rize'ye Geliş

Rize'nin Yaylaları

Rize'nin Yaylaları-II

Rize'den Ayrılış; Uzungöl, Demirkapı Yaylası

Sümela Manastırı, Hamsiköy, Ayasofya Kilisesi, Giresun Kalesi, Topal Osman Anıtı

Paşaoğlu Konağı, Boztepe, Bolaman, Fatsa, Ünye, Terme, Samsun, Amasya

Amasya (Hazerenler Konağı, Amasya Müzesi), Çorum (Alacahöyük, Yazılıkaya, Hattuşa)

Safranbolu

Bugünkü ilk durağımız Ovit Dağı'nda 2640 metre yüksekliğindeki Ovit Yaylası. Sabah 08:15'te otelden hareket ederek önce İyidere daha sonra İkizdere boyunca yukarıya doğru yol alıyoruz. Zaten sahilden içeriye doğru sapınca tırmanmaktan başka çareniz yok.

İkizdere yolu üzerinde resim molaları verdirilen, şelaleler, akan sular ile dekorlanmış harika yerler var. Biz de böylesi bir yerde turumuzunikramı kahve ve çaylarımız ile 20 dakika mola verdik. Buradan 15 dakika sonra da, ihtiyaç molası için İkizdere'de mola verdik.

Karakovan

Yol üzerinde karakovan balı diye bilinen delibal kovanlarının kayalarda inşa edilen türüne bir örnek gördük. Ormanı ve dağları bol bir memleket olduğundan bu ortamlarda ayı gibi vahşi hayvanlar da yaşıyor. Yaylalar bal üreticiliğine elverişli olduğundan malumunuz bol bol kovan görebiliyorsunuz. İşte ayılar da bu kovanlara musallat olduğundan ya ağaçların tepelerine ya da ayıların erişemeyecekleri şekilde kayalara yerleştiriyorlar kovanları. Oldukça zor bir şekil yaratmışlar doğrusu.  Zirveye yaklaşmış olmalıydık ki parlayan güneşe rağmen havanın ne denli soğuk olduğunu bu kovanı gözlemlemek üzere araçlardan indiğimizde anlayabildik. Ne de olsa Kaçkarlar'ın karlı tepelerini görebiliyorduk.

Yol boyunca yaz -kış ikamet edilebilen yayla köylerine rastladık. Elbette ki odunu, bahçesi, danaları hep etrafta. Temmuz ayındayız ama sanki bahar yeni gelmiş buralara, yemyeşil ve çiçek içinde her yer. Yine 1600 metreye kadar yeşil ve yayvan yapraklı ağaçların, daha yükseldikçe de çamların oluşturduğu ormanlardan ilerliyoruz. Özellikle çam ağaçlarının kayaların içinden hatta akan suyun içinden yetiştiğini görmek oldukça şaşırtıyor beni. 1600 metreden sonra ormanlar yerini meralara bırakıyor. Dün de gördüğümüz gibi su akabildiği her yerden yol açmış kendisine, geçtiğimiz yoldan bile akıp bir ayrı dere oluşturuyor.

Ve nihayet 2640 metre yükseklikte Ovit Yaylasına vardık. Zirveye yakın noktasında bir buzul gölü var. Tabii bizim gördüğümüz hali  tamamen erimiş hali. Yer yer kar kütleleri kalmış. Ancak görüntüsü, bulutlardan insana  buharmış hissi veren, içinde su kaynayan derin bir tencereyi andırıyor.

Ovit ve buz gölü

Temiz havayı ciğerlerimize doldurup, büyükbaş hayvanlarla uzaktan birazcık haşır neşir olduktan sonra biz aykırılık yapıp turun geri kalan kısmından ayrılarak saat 11:45 gibi 6 kişi Anzer yaylasına yola çıkıyoruz.

1 saat 45 dakikalık zoldukça zorlu bir yolculuktan sonra 1900 mt. yükseklikteki Anzer Yaylası'na vardık. Turun geri kalan kısmı "bal mevsimi değil, bal satılmıyor" diye buraya gelmek yerine İspir'de kurufasulye yemeyi tercih etti.

Anzer'i bu kadar ünlü kılan balı tabii ki. Yörenin balını bu kadar özel ve pahalı kılan ise hem arıların cinsi (kafkas) hem de çiçek türlerinin çeşitliliği ve nadirliğiymiş. Bal Ağustos'ta hazır oluyormuş. Ancak rehberin aktardığına göre kilosuna 200 US doları bastırsak bile istesek de alamazmışız; sıra varmış, 2 yıl bekleyenler varmış. Üretimi de sınırlıymış.

Anzer Yaylası

Kırları gerçekten çok güzel, değişik çiçeklerle dolu. Oldukça kısıtlı, bu çiçeklerle çevrelenmiş bölümde harikulade çiçek kokuları sarıyor etrafı. Üstelik, köy yerlerinin ağır hayvan kokularını bastırır nitelikte.

Öğlen yemeğimizde ilginç oldu. Nihayetinde burası bir yayla köyü ve burada kocaman bir turu ağırlayacak bir tesis yok. Köy kahvesi/pansiyonu/restoranı şeklinde, şöförümüz ve rehberimizle birlikte 8 kişiyi ağırlayacak bir tek yer var. Burada et ve muhlama yiyebiliyorsunuz, fazla seçenek yok. Zaten şansınızı da zorlamayın, diğer seçeneğiniz 2 saat sonra merkezi bir yerde yemek. Ben pirzola yedim. Söylemeye gerek yok ama anısı var; et nefisti, ayrıca hiç yiyeceğim yok iken bir kase yoğurt bile yedim, o da çok güzeldi.

Bu yemeğin ardından aynı uzun ve çalkantılı yolu geri dönerek maden suyu ile ünlü Şimşir denilen bir yerleşimde turun geri kalanı ile buluştuk. Bu maden suyunu doğrusu ben denemedim ama gördüğüm kadarı ile deneyenler de bardaklarının içindekini bitiremediler. 

Şimşir'den sonra 1 saat daha seyahat ederek Rize'ye ancak varabildik. Ve mecburi olarak tur raconu gereği Rize Bezi Satış Mağazasına uğradık. Anlam veremediğimiz kadar uzun süre burada diğer insanları beklemek zorunda kaldık.

Otele 19:00'da vardık.