08/06/2003, Pazar  

Çeşme

 



Ana Sayfa

İzmir'e varış

Çeşme-Kuşadası

Selçuk-Efes

Bodrum

Club Flipper Macerası

Turgut Reis

Gümbet

Mausoleum & Gökova/Akyaka

Marmaris -İçmeler

Fethiye

Ekincik-I

Ekincik-II


Bir önceki akşam geç saatlere kadar oturmaktan ve yol yorgunluğundan bu günün sabahı erken kalkmak mümkün olamadı tabii. Kalkmamız ve evden çıkmamız 10:30’u buldu. Çeşme yolu üzerinde “Tepe” adlı bir kır kahvesinde brunch yaptık ve 12.00 gibi yola yeniden koyulduk. 

Yazın erken vakitleri olduğundan sezonun da açılıp açılmadığını bilmeden hangi tesise gitsek diye düşündük. Şöyle bir göz attıktan sonra Aya Yorgi plajında “Sole & Mar” adlı bir “beach club”da karar kıldık. Evet sezon açılmamıştı –ancak tesis açıktı. Ve sezon açılmadığı için de giriş ücretsizdi! Tabii içeride tüketilen yiyecek ve içecekten para kazanılıyordu.

Denize girdik elbet. Su serindi ama temizdi. Denizin dibi kumluydu. Ben fazla duramadım suda doğrusu. Soğuk geldi.

Çeşme, İzmir'e yakınlığı (80 km) ile özellikle yerli turistin hayli ilgisini çeken bir turizm merkezi. Özellikle yazlıkların yoğun olduğu bir yer. Küçük koylardan oluşuyor. Her koyda tesisler var. Alaçatı mevkii meşhur rüzgarından ötürü özellikle surfçüler için çok uygun bir mekanmış. Sanıyorum denizin serin olmasının sebebi de rüzgar. Suya girerken üşünüyor, sudan çıkarken üşünüyor.

2003 yazında yazlık mekanlardan Bodrum “out”, Çeşme ise “in” oldu.  Bunu da televolelerden öğrendik. Temmuz’da seyrettiğimiz bu programlardan birinde de Çeşme’de gittiğimiz Sole & Mar adlı tesisi gördük. Ne popüler olmuş! Ya da zaten öyleydi de biz bilmiyorduk. 

Bu tesisler genel olarak dar, kısıtlı mekanlarda. Küçük bir kıyı şeridini kapatmış, arkaya doğru açılmış. Fazla talep olmasa hoş mekanlar tabii ama çok kalabalık olduğunda herhalde havlulardan ayak basacak yer olmuyordur. Gerçi zaten herkes ayakta “dım tıs” müzikler eşliğinde dans edip kıvırıyor, piyasa yaratıyor.

Dönüş vakti yaklaştığında Olcay ve Barış “bize gidelim” diye çok ısrar ettiler. Ancak ertesi gün iş günü. Onlara bunu yapmak istemedik. Arabalarını bıraktığımız yere kadar götürdük onları, vedalaştık ve biz Kuşadası’na doğru yola çıktık.

Saat 21:00’de Kuşadası’na vardık. Güneşin altında öylece yatmak bile insanı ne kadar yoruyor demek ki, uyumamak için kendimi zor tutuyordum.

Otoyoldan Kuşadası istikametine ilk sapıtığımızda şehirleşmiş bir merkeze vardık. O uykulu halimizle bile hiç de göz okşayıcı olmadı tabii bu. İlerledikçe turist sayısının arttığını, yolun iki tarafını da otellerin kapattığını gördük. Ve nihayet deniz...

Barış ve Olcay’ın önerdikleri Efe Otel’i epeyce aradıktan sonra bulduk, denize sıfır, orta karar, 3 yıldızlı temiz bir otel. Ama araba için uygun park yeri göremediğimizden , önünde de duramadığımız için başka otel aradık.

Kuşadası kıpırtısı bol, ışıl ışıl bir yer. Çarşıdan yukarı doğru çıkan yolda Çağdaş Hotel diye biraz köhne bir yer bulup geceyi “mecburen” orada geçiriyoruz. Zira arayacak halimiz kalmadı.

Otele yerleştikten sonra yemeğe çıktık. Çarşı civarında restoranların bol olduğu bir yer bulup gecenin o saatinde sadece çorba içebiliyoruz.

Ertesi gün için plan Selçuk- Efes. Ama ilk iş Efe Otel’e gidip yer ayırtmak.