30.10.2012, Salı- Bondi Plajı

Bondi Plajı



Parramatta’dan bindiğimiz trenden Central durağında inip bizi Bondi Junction’a götürecek bir başka trene aktarma yapıyoruz. Bu son durakta her yere Bondi beach’e giden otobüs hattı durağına işaret eden tabelalar var. O kadar popüler bir nokta ki sık sık otobüs kalkıyor. Bondi plajına 2 hat gidiyor, ikisi de aynı duraktan kalkıyor. 4-5 durak sonra varılıyor. Herkesin indiği durakta biz de iniyoruz. Plajın görüntüsünden geldiğimiz de anlaşılıyor. Parramatta’daki otelden buraya gelişimiz 1,5-2 saat.

Bondi adının Aborijin dilinde dönen sular ya da kayalara vuran sular anlamına gelen bir kelimeden türediği sanılıyor.

Hava pırıl pırıl güneşli, ancak tüm sahillerde olduğu gibi burası da rüzgarlı. Bu duruma alışkın olan halk haftaiçi bile soluğu kumsalda almış. Manly Plajında hava epey serindi, ayaklarımı bile sokamamıştım. Ama burada paçaları sıvayıp en azından ayakları okyanus suyundan yana nasiplendirdik.

 

Kum pudra şekeri kıvamında, halı misali ama asla sıcak değil. Oysa Akdeniz sahilleri,  kumun altında fırın varmışcasına kızar da basılamaz olur. Burada ise oda sıcaklığında, üstelik rüzgarda da yüze –göze uçuşmuyor.

Plaj ile yol arasında tek katlı, eski mimarili ama bakımlı bir bina göze çarpıyor. 1929’da hizmete açılan Bondi Pavilion 1920 ‘lerde denizin, yüzmek ve sörf yapmak amaçlı kullanıma başlaması ile duyulan kabin ihtiyacından ortaya çıkmış. Yapılan çatısız kabinlerin yerine daha büyük , sanatsal faaliyetlere de mekan teşkil edebilecek, Türk hamamı bile olan bir yapı inşa ediliyor. Bugün kabin olarak kullanılmasa da, 1970’lerde gözden düşünce yapılan renovasyon faaliyetleri sırasında bazı kısımların yıkılıp ( hamam gibi ) yerine sanatsal faaliyet alanı eklenmesi ile bir kültür ve sanat merkezi halinde hala faaliyette.

Sydney’de, Brisbane’ın aksine,açık kafelerde sigara içiliyor. Umumi tuvaletler burada da çok temiz. Pet şişe tüketimini azaltmak için sokaklarda sık sık su soldurma ve içme alanları yapılmış. Öğleni biraz brunch’a döndürüp, Lush on Bondi adlı kafeye oturuyoruz.  Vejeteryan bir sandviç alıyorum, Earl Grey eşliğinde.   Bahadır da pancake. Siparişi kasada verip ödemeyi de kasada yapıyorsunuz :) Acı tecrübeler var sanırım! Broşürlerde önerildiği şekilde sahil boyu turu atıyoruz. Bu uzun sahil boyunca, 4 Kasım’a dek sürecek bir açıkhava heykel sergisi var. Kıvrıla kıvrıla, girintili çıkıntılı uzayıp giden sahilin sonuna doğru tepenin okyanusa bakan yamacında göz alabildiğince yayılmış bir mezarlığın güzelliği karşısında büyülendik. Gördüğümüz ilk durakta otobüse binerek Bondi Junction durağına gidiyoruz. Bizi Sydney’e götüren trenden Town Hall’da inerek Darling Harbor’da alıyoruz soluğu yine. Akşam için hafif bir şeyler atıştırmak geçiyor aklımızdan ancak aklımıza geçen gün Harborside AVM’de gördüğümüz MadMex adlı Tex-Mex “fastfood” restoranı geliyor. Daha iyisini Amerika’da yemiştik ama yine de memnun kalıyoruz.