04.05.2012 Cuma, 18. Gün 

San Francisco Sokakları – Gün 2.

Otobüse atladık ve Pasifik Okyanusu kıyısında, batıda Golden Gate Parkına gittik. Yol bir saate yakın sürdü. Havanın genel olarak rüzgarlı ve serin olmasına ilaveten okyanus kenarında karaya doğru olağanüstü bir rüzgar vardı. O kadar ki kumsalın kumu insanın yüzüne iğne gibi çarpıyordu. Ancak rüzgar sörfçüleri bu fırsatı kaçırmamışlar. Sudaki dalgayı anlatmama gerek yok sanırım. Bu ortamda fazla duramadan – zaten yapacak da fazla bir şey yok- parkın sakin ve korunaklı ortamına koşar adımlarla ilerledik.

Şehirlilerin haftasonu kaçış noktasıymış burası. Çok büyük bir park (412 hektar). Yürüyüş, koşu, bisiklet, golf, tennis, baseball, futbol, balık tutma gibi faaliyetlere elverdiği gibi çocuklar için pek meşhur 1912’den kalma bir atlı karınca,  Japon bahçe dekorasyonu ile süslü , girişi ücrete tabi bir Japon Çay Bahçesi, California Bilimler Akademisi Doğal Tarih Müzesi, Morrison Planetarium’u ve Steinhart Akvaryumu’na ev sahipliği yapıyor.

Olduğu gibi doğal hali ile korunuyor. İçinden gidiş-geliş asfalt yolun geçtiği bir ormanlık alan. Yer yer patikalara saptıkça uyarı levhaları göze çarpıyor: Coyote alanı!! Koyote görürsek ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini yazmışlar!!! Koyotenin ve yavrularını koruma güdüsünün ürküttüğü kadar beni parkın bazı ıssız yerleri de ürkütmüyor değil.  Yine de pek çok insan tek başına koşusunu da yapıyor, köpeğini de gezdiriyor.

Git git bitmez bu parkın uygun bir çıkış yolundan tekrar ana yola çıkıp ring sefer yapan 28 no’lu otobüs ile efsanevi Golden Gate Köprüsü’ne gidiyoruz.  Çok kısa süren detaylarmış gibi anlatıyorum ama okyanustan, bu otobüse binişimiz arasında yürüdüğümüz süre bir saati aştı.

Köprünün yanı başına bir cep ve köprü seyir terası yapılmış. Otobüs, yolcularını bu cepte indiriyor. Şehre dönmek için bekleyenler de oradan biniyor. Ama değişik istikamete giden otobüsler var; yanılmamak lazım binerken!

Köprü adını , Pasifik Okyanusu ile San Francisco Körfezi arasındaki dar giriş olan Golden Gate Boğazı’ndan alıyor. Boğaza ise adını, aynı zamanda bir subay olan kaşif  John C. Frémont, California’da altının bulunmasından iki yıl evvel 1846’da güzelliğinden etkilenerek vermiş. Anılarında, bu boğazın, “Bizans”taki (İstanbul’da) “Chrysoceras”’a yani Haliç’e (Golden Horn) benzerliğinden ötürü boğazı “Chrysopolae” (Golden Gate) olarak isimlendirdiğini yazıyor. http://goldengatebridge.org/research/FactFiction.php

Biz de filmlere arka plan olmuş, San Francisco resimlerinde vazgeçilmez öğe olmuş, adı altından, rengi kızıldan (gerçek rengi turuncu) bu 2,7 km’lik kocaman köprünün önünde fotoğraflanıyoruz. (Boğaziçi Köprüsü 1,5 km, Fatih Sultan Mehmet köprüsü 1,5 km)

Köprü San Francisco ile Sausalito kasabasını birbirine bağlıyor. Biz Sausalito’ya gitmedik ama sevimli bir sahil kasabası görüntüsünde, genelde zengin bir muhit ve turistik bir mekan olduğundan bahsediliyor. 2 saat, yarım gün, bir gün , istediğiniz gibi gün planlaması yapabilirsiniz. Genelde yarım gün öneriliyor. Golden Gate Köprüsü’nden bisikletle ve yaya olarak geçmek mümkün; ancak mevsimine göre saatleri var. Sitesinden incelemenizi tavsiye ederim.

Köprü manzaramızı izledikten, bu dehşet köprünün yapımındaki çabayı takdir ettikten sonra indiğimiz noktada otobüse binip tepelerde konuşlu Fort Mason Green Park’ında yürüyüp, vaktiyle Amerikan donanmasında yükleme limanı olarak kullanılmış olan Fort Mason’ı  tepelerden izliyoruz. Üst ve alt olarak adlandırılan iki bölümden oluşan Fort Mason’ın alt bölümü 1976 yılından bu yana organizasyonlar için kullanılan bir sanat ve kültür merkezi haline gelmiş.

Deniz kıyısındaki parkta yürüyerek Fisherman’s Wharf’a geliyoruz. Burada Wipe Out! adlı mekanda gecikmiş bir öğlen yemeği ardından San Francisco’nun janjanlı mekanı Union Meydanına geçiyor, bu meydandaki 9 katlı Macy’s binasının 9. teraslı katında CheeseCake factory’de çok zamansız tatlı bir mola veriyoruz ve akşam yemeği olayını böylece kapatıyoruz:) Mmm Yum!