30.04.2012 Pazartesi, 14. Gün 

Los Angeles ..ve karmakarışık duygular…

Kalifornia eyaleti 58 vilayetten (county) oluşuyor ve Los Angeles County bunlardan birisi. LA County’deki  88 şehirde toplam 10 milyon kişi yaşıyor. LA County’nin bir de aynı isimli şehri var. Sadece LA şehrinde 4.5 milyon kişi var. Bu 4,5 milyon kişi ile LA şehri Kalifornia’nın en kalabalık, ABD genelinde de NY’tan sonraki en kalabalık ikinci şehri.   Fikir vermesi açısından :

Sabah 7:00’de kalkan Virgin America uçuşu ile Boston’dan Los Angeles’a uçuyoruz. Amerika’nın Doğu kıyısından Batı kıyısına uçuyoruz; yol 6 saat sürüyor. İki nokta arasında 3 saat fark var.

Yarı uyuklayarak –yarı ayık geldik yolu. Vardığımızda LA saati 10:00’du. Tam vaktinde kalkarak üstelik 10:30’da inmesi gerekirken 10:00’da mükemmel bir iniş yaparak güzel bir başarıya imza attı. Amerika’da gerek şehirlerarası otobüsler, gerek trenler ve uçaklar olsun hepsinde bir bagaj sınırı mevzuu var. Hem kilo hem boyut olarak belli ölçülere uymanız gerekiyor. Aksi takdirde ekstra bagaj için ödeme yapıyorsunuz ve hiç de az olmayabiliyor bunlar. Virgin America da da check-in’e verdiğiniz her bagaj için (50 lbs ve 62 inç ölçülerinde (22,5 kg x157 cm )olmak sureti ile yolcu başı bir bagaj için) 25$ ücret ödüyorsunuz. 

Los Angeles Havaalanı LAX’ten bizi merkezi istasyon olan Union Station’a, 40-45 dakikada ( yoğun trafikte 1 saatte) getiren FlyAway (Havaş/ Havataş  hizmeti) otobüsünü kullandık (kişibaşı 7 $) . Flyaway yarım saatte bir hareket ediyor.

Union Station ( DC’de ve Boston’da olduğu gibi aynı isimle anılan) bir ulaştırma ağı merkezi. Trenlerin, otobüslerin, metro istasyonlarının buluşma noktası.

İstasyonda inince bizi Hollywood Vine metro istasyonuna yakın konumlu otelmiz Hotel Hollywood’a götürecek metro hattına gidiyoruz. Union station ile Hollywood arasında 10 durak var; tam yarım saat sürüyor.

Yanda: Hollywood Vine metro istasyonu:)

 

İstasyondan çıkıp Hollywood’un yokuşlu yollarından otele yürümemiz bavulla 15 dakika aldı. Uçaktan indikten itibaren otele girişimiz 2 saati buldu. Normalde oteller saat 15:00’ten önce giriş kabul etmiyor ama zemin katta hazırda oda varmış. İkinci kat istememe rağmen, sabahın dördünde kalkmış olup 6 saat sürmüş uçak yolculuğundan sonra insan kendini bir yere atmak istiyor tabii. Dolayısı ile bu zemin kat odasına yerleşmeyi kabul ettik.

Yine de kısa süre içinde kendimizi dışarı attık, zira LA ‘de kalacağımız gün sayısı kısıtlı. Günün yarısı da geçtiğinden yapılabilecek en iyi şeyin  Santa Monica plajına gitmek olduğunu söyledi Bahadır. Her ne kadar bulunduğumuz noktadan ( Hollywood) başka bir şehre gidiyor olsak da bir iki duraklık kısa bir aktarma ile 2 belediye otobüsü kullanarak Santa Monica’ya 1.5 saatte gidilebiliyor. Tabii bu mesafeleri dikkate alarak daha uzun süre kalacak kişiler için yorum sitelerinde genelde araba kiralanması öneriliyor. Ha, bir de Los Angeles’ta halk taşımacılığını kullananların ÇOK düşük gelir seviyesine sahip Hispanik nüfus ve yoksul ve evsiz beyazlar olması sebebi ile görüntü ve ortamdan sıkıntı duyacaklar için araba kiralanması önerilir; bunu da yeri gelmişken not düşelim. Mesafeden çok, sizi bu ortam rahatsız edebilir.

Ve Hollywood’un bende bıraktığı izlenim: şaşkınlık! Metrodan indiğimde otele kadarki yol üzerinde yaşadığım hayal kırıklığını atamamışken otobüse binen insanların genel görüntüsü, nüfus dağılımı, ekonomik durum göstergeleri…çarpıcı. Uzunca bir süre hırpani görüntülü mahallelerden geçip sonra Beverly Hills şehrinden geçiyoruz. Façası bir anda değişen mahalleler, otobüse binen profildeki değişiklik de çarpıcı.

Son durak Santa Monica. Burası L.A. County’nin onlarca plajından, sayfiyesinden sadece birisi – ve popüler olanı. Bay Watch (Sahil Güvenlik) dizisi de burada çekilmiş.

 

Saat hayli ilerledi ve çok açız. Sahile çok inmeden ara sokaklarda güzel bir yerde yemek yemek istiyoruz.Uzaktan gözüme şirin piti kareli örtüleri ile kaldırım üstüne sempatik masa-sandalyeler atmış ve boş görünen bir restoran çarptı. Buca di Beppo adlı bir İtalyan restoranı. Son derece yerel bir keyifle dekore edilmiş görünen bu restoranın da zincir olduğunu ilerleyen günlerde hem LA in başka mekanlarında hem de San Francisco da öğrenecektim.

Hava ılık ama kapalı. Sahil şeridine ve şehrin üstündeki tepelere doğru tamamen sis hakim. Plaja doğru yürüdükçe rüzgar son derece sert esiyor. Yine de buna alışkın halk, okyanus dalgalarına ve sert rüzgara aldırmıyor bile. Ben de yün beremi itina ile takıyorum; şalım zaten boynumda :) Hastalıktan düzelememişim bile henüz…Tarihi ve turistik iskelede biraz dolaşıp tarihçesini öğreniyoruz. Meşhur karides restoranı Bubba Gump zincir restoranının NY Broadway’den sonra diğer bir şubesini bu iskelede görmüş oluyoruz.
Hemen plaj şeridinin arkasında uzanan parkta (Santa Monica's Palisades Park) kısa bir tur ile saati 1700 yapıyoruz. Dönüşte bineceğimiz 704 no’lu kırmızı hat otobüsünün ilk kalkış durağını görüyoruz tesadüfen. Hazırda bekliyor. Yolun bir buçuk saat sürdüğünü hatırlayarak ve akşam trafiğini hesaba katarak binmeye karar veriyoruz. Şansımıza bu hat, tek otobüsle uzun bir yolculuk olsa da otele varmamızı sağlayacak. İndiğimiz duraktan sadece 3 metro durağı uzaktayız.

Geç bir öğlen yemeği ve uyku/ yorgunluk çarpanı ile elde ettiğimiz değer ile 21:30’da uyumuştum sanırım….